H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



« Önceki |

13/7/2007

Cinsel yaşamdaki tehlikeler!

.

Kadınların cinsel hayatlarında partner sayısının artması, rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığını yükseltiyor.


 

6 Temmuz 2007 Cuma

Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülekli, cinsel yaşamda eş sayısının artmasının, sağlık açısından olumsuz etkileri bulunduğunu söyledi. Bu durumun rahim ağzı kanserine yakalanma riskini artırdığının bilinen bir gerçek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gülekli, AIDS, Hepatit B, Hepatit C ve benzeri cinsel temasla bulaşan hastalıkların da partner sayısındaki artışa paralel olarak risk oluşturduğunu anlattı.

Prof. Dr. Gülekli, bu hastalıkların bulaşma tehlikesini ortadan kaldırmak için çiftlerin mutlaka koruyucu önlemlere başvurmaları gerektiğini bildirdi.

Bu arada ABD'de yapılan bir araştırma, 15 yaşındaki gençlerin yüzde 25'ten fazlasının, cinsel ilişki deneyimine sahip olduğunu ortaya koydu.

Birçok lise öğrencisinin, kürtajı yaptırdığı, cinsel temasla bulaşan tehlikeli hastalıkların erişkinlere göre bu kesimde daha fazla yayıldığı bildirildi.

 

13/7/2007

Yaşam boyu sağlıklı dişler!

.

Sağlıklı dişler için uyumadan önce dişlerin fırçalanması ve yatıncaya kadar başka hiçbir şey yenilmemesi büyük önem taşıyor.


 

Diş Dostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Oktay doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının öneminin çok büyük olduğunu belirtti.
        
Diş ve diş eti hastalıklarının Türkiye’de ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasında olduğunu ifade eden Dülger, ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için bu konuya gereken önemin verilmediğini söyledi.
        
Diş bakımının yapılması halinde 70-80 yaşında bile bir elmayı ısırarak yemenin mümkün olduğunu belirten Dülger, şöyle konuştu:
        
"Sıklıkla (diş bakımı yapmak için günün en önemli saati ne zamandır?) şeklinde bir soruyla karşılaşıyoruz. Uykudan önce dişlerin fırçalanması çok önemlidir. Ağız ve diş bakımının ardından yatıncaya dek başka hiçbir şey yenilmemesi de aynı şekilde önem taşır. Gece uykuda yutkunma sayısı ve tükürük salgısı azalır. Fizyolojik doğal temizlik de ortadan kalkar.
 
Özellikle ağzı açık uyunması ile tükürüğün koruyucu etkisi tamamen ortadan kalkar. Hem diş hem diş eti hastalıkları hızla yayılır. Bunu engellemek için de çeşitli ağız kuruluğu ürünleri mevcuttur. Bunlar diş macunu, ağız gargarası ve jeli şeklindeki ürünlerdir.

Burnunda deviasyon veya sinüzit nedeniyle tıkanması olanlar, ağız kuruluğunu daha yoğun yaşadıklarından, bu kişilerde diş eti hastalıkları daha fazla görülür. Bununla birlikte diş çürükleri artar. Yine şeker hastalarında da uyku sırasında bu risk artar."
        
Gece en ideal diş bakımının 3 dakikada yapılabileceğini belirten Dülger, 2 dakika süren diş fırçalamanın ardından 1 dakika süreyle diş ipi kullanarak dişlerin arasının temizlemesinin genellikle yeterli olduğunu sözlerine ekledi.

13/7/2007

Babalara iletişim rehberi

.

“Babalar Günü” babaların kızları ve oğullarıyla aralarındaki çatışmaları çözerek, ilişkilerini bir kez daha gözden geçirmelerini de sağlıyor.


 

12 Haziran 2007 Salı

Babalar ve kızları rehberi:

Babaların kızlarıyla hayatın ilk dönemlerinde hayranlıkla başlayan özel ilişkileri, kız çocuklarının babalarının hayatlarındaki ilk erkek olmaları nedeniyle yoğun bir bağlılık duygusuyla kendini gösteriyor. Koruyucu, kollayıcı bir şekilde başlayan bu özel iletişimde, ergenlik çağından itibaren çatışmalar ortaya çıkıyor.

Bu fırtınalı dönemde babalar ve kızları arasında en çok görülen sorunları sıralayan Dr. Ali Ayas, iyi iletişim rehberinin 7 vazgeçilmezini şöyle sıralıyor:

 Kural varsa anne de uymalı: Baba kızının giyim kuşamına, eve gidiş geliş saatlerine karışıyor. Genç kız ise, babasına ben büyüdüm, bana karışmayın, özgürüm diyor. Bu durumda baba kızına hoşlanmadığı davranışlar nedeniyle yasak koyuyor. Burada baba kural koyarken, anne babadan gizli yasağı kaldırıyor. Oysa kurallara uyumun sağlanması davranış birliğiyle mümkün.

 Yasakların mantığı olmalı: Baba kızına yasak koyuyorsa, bunun gerekçelerini de onun anlayabileceği bir şekilde anlatmalı. Sınırsız bir özgürlük olmadığını, yaşamda bazı sınırlamaların olduğunu söylemeli.

 Konulan tavır eşref saatine göre değişmemeli: Babalar kızlarına yaşamın herhangi bir alanıyla ilgili kısıtlama getirdiklerinde ya da kural koyduklarında, bu kural her zaman geçerli olmalı. Yani babanın eşref saatinde konulup, sakinleştikten sonra başka kural getirilmemeli.

 Sen iyisin dünya kötü demek yanlış: Günümüzde babaların kızlarına en çok söylediği cümlelerin başında 'Sana güveniyorum, ama dünya kötü bu yüzden sana kural koyuyorum’ geliyor. Oysa bu cümleyle başlayan ifadeler güvensizlik ifade ettiğinden çocuğun da çevresine güvenini zedeliyor. Genç kızın hiç evden çıkmaması, cam bir fanusta yaşaması mümkün değil. Bu nedenle çevresinden gelecek olumsuzluklara karşı neler yapabileceğini ve çözüm yollarını anlatmak daha doğru. 

 Erkeklerle ilgili korkutmayın, bilgilendirin: Babalar kızlarının hayatına giren erkekleri kolay kabullenemez. Eleştirel yaklaşır. Ama eleştirel ve küçümseyici tavırlarla, kızının hayatına giren erkekle ilgili olumsuz yorumlar yapmak, küstürmek ve yalana teşvik etmek gibi sonuçlar doğurur. Babalar kızlarının hayatına başka erkeklerin girebileceğini kabul etmeli. 

 Babalar idol olmaktan vazgeçin: Birçok kadın hayatına giren erkekleri, babasıyla kıyaslar. Bu nedenle baba kızının gözünde idol olmaktan vazgeçmeli, kendi hatalarını anlamalı, erkeklerle ilgili kızıyla sohbet etmeli. Erkeklerle ilgili bilgileri korkutmadan, gerçekçi bir şekilde kızıyla konuşmalı.


 Tartışmacı değil, çözümcü olun: Kızların eve gidiş geliş saatleri, giyimleri de babalar için sorun oluyor. Geliş gidiş saatleri konusunda, yaşanılan sosyal çevreye uygun, zaman zaman esnetilen kurallar konulmalı. Anne de bu kurala uymalı. Babanın koyduğu ve mantıklı olan kurallar, annenin yumuşak kalbiyle çözülmemeli.

Babalar ve oğulları rehberi:

Erkek çocuklarındaki Oidipus kompleksi, onların babalarını annelerini ellerinden alacak kadar güçlü ve tehlikeli bir rakip gibi görmelerine neden oluyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali  Ayas, çocukların babalarını yaşamın ilk yıllarında rakip gibi görmeleriyle başlayan ilişkilerinin ilkokul çağında hayranlığa, ergenlik döneminde ise çatışmalara dönüştüğünü belirtiyor. Babaların da oğulları ile iyi iletişim için yapmaları gerekenler var.

---Oğlunuzun büyümesine izin verin:  Türk aile yapısında erkek çocuklara sorumluluk verilmemesi, gelecekteki yaşamlarında da sorunlara yol açıyor. Erkek çocuk, ailesi tatildeyken evde kalıp gitar kursuna gitmek istiyorsa faturaları yatıramayacağı, kapıyı kilitlemeyi unutacağı gerekçesiyle ailesi izin vermiyor. Çocuk da bu sorumluluğu almıyorsa çatışma çıkıyor. Baba burada evde tek kalırsa ne gibi sorumlulukları olacağını anlatmalı, bunları yerine getirdiği takdirde kalabileceğini belirterek izin vermeli.

---Kendinizle kıyaslamayın: Oğlunuza sürekli 'Ben senin yaşındayken iki dil biliyordum, dünyayı dolaştım, sen ne yapıyorsun, hiçbir şey’ gibi cümleler kurarak kıyaslamayın. Oğlunuzun farklı bir birey olduğunu kabul edin.

---Gelişmesine katkıda bulunun: Kıyaslamak gencin kendisini mutsuz ve yetersiz hissetmesine neden olur. Bunun yerine babanın oğlundaki farklılıkları görüp, bu yönleri geliştirmesine yardımcı olması gerekir.

---Arkadaşça yaklaşan baba olun: Oğlunuzla arkadaş olmayın, arkadaşça davranın. Ailelerin günümüzde en çok 'çağdaş aileyiz’ tanımlamasıyla yaptıkları yanlışların başında anne baba kimliklerinden sıyrılıp arkadaşı gibi davranmaları geliyor. Genç erkeklere bunun yerine, babası olduğunuzu, daima ona destek vereceğinizi hissettirerek baba olun. Çünkü onun babaya ihtiyacı var.

---Oğlunuza idol olmayın: Kendinizi ulaşılmaz göstermeyin. Çocuğunuza gerçekleştiremeyceği büyük hedefler koyup, başaramadığı zaman da yetersizlik ve beceriksizlikle suçlamayın. Kendinizi ulaşılmaz biri göstermek yerine, hatalarınızı da mizahi bir dille anlatarak sizin de  hatalar yapan bir insan olduğunuzu söyleyin.

---Onlarla inatlaşmaktan kaçının: Ergenlik çağında erkekliklerini ispatlamak amacıyla babalarıyla çatışmaya girmek, sık görülen bir durumdur. Genç erkekler bu dönemde babalarının ve annelerinin desteğini isterler. Bu dönemde onlarla inatlaşmak, aşırı ve mantıksız yasaklarda diretmek inatlaşmalarına yol açar. İnatlaşmak da evden kaçma, okulu bırakma gibi sonuçlar doğurur.

---Yeterli zaman ayırın dinleyin: Çatışmalı ergenlik döneminde oğlunuzla iletişimi bırakmayın. Arkadaşlarını küçümseyip 'saçını beğenmedim, o çocuk tembel, onunla niye arkadaşlık ediyorsun’ gibi cümleler kurarak yaklaşmayın. Bu tür yaklaşımların çocuğunuzu sizden uzaklaştıracak davranışlar olduğunu unutmayın.

 

 

13/7/2007

'Unutamıyorum' diyene hap!

.

Unutmak istediğiniz bir anınız ya da sizi çok üzen bir kalp kırıklığınız mı var? Tüm bu izleri yakında bir hap alarak silebilirsiniz.



Harvard ve McGill Üniversitesi'nden araştırmacılar, kötü hatıraları silen bir unutkanlık hapı üzerine çalışıyor.

Çalışmada travma geçiren insanların kötü hatıralarını terapi etmek için 'propranolol' adlı ilaç kullanıldı. 10 gün boyunca 19 kaza ya da tecavüz kurbanını inceleyen uzmanlar, kişilerden 10 yıl önce başlarından geçen travmatik olayı tanımlamalarını istedi.

Deneklerin bir kısmına, hafıza kaybında da kullanılan propranolol, bazılarına da sahte ilaç (plasebo) verildi. Gerçek ilacı alan hastaların, bir hafta sonra, travmaları tekrar hatırlatıldığında daha az acı çektikleri görüldü. Benzer bir çalışmayı fareler üstünde uygulayan New York Üniversitesi'nden Joseph LeDoux da farelerin hafızasının geri kalanına dokunmadan, beyinden spesifik bir hafıza kısmının yok edilebildiğini görmüştü.

13/7/2007

Küresel ısınma spermi azaltıyor

.

Erkeklerde sperm sayısının başta küresel ısınma nedeniyle ortalama 60 milyondan 20 milyona düştü.


 

Erkeklerde sperm sayısının başta küresel ısınma olmak üzere, çevre faktörleri, yemek kültürü ve yaşam biçimi gibi birçok faktör nedeniyle, ortalama 60 milyondan 20 milyona düştüğü bildirildi.

Ankara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, erkeklerde sperm sayısının ve kalitesinin geçmişe göre önemli ölçüde azaldığı uyarısında bulundu.

Spermler için en büyük tehlikenin sıcak hava olduğunu belirten Şatıroğlu, yaşam biçiminin de sperm sayısının kalitesini ve sayısını düşürdüğünü söyledi. 30 yıl sonra erkeklerin sperm sayısının daha da düşeceğini iddia eden Şatıroğlu, 50 yıl sonra tüp bebek yönteminin sıklıkla kullanılacağını belirterek, "Gelecekte, tüp bebek yöntemi temel sağlık hizmeti haline gelebilir" dedi.

 

13/7/2007

Sorunlu hamilelik bebeğin kalbine zararlı

.

Hamilelikteki sorunlar bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebiliyor.


 

13 Temmuz 2007 Cuma

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, hamilelikteki sorunların bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkileyebildiğini bildirdi.
        
Prof. Dr. Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5’lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini ifade etti.
 
Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkati çekti. Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, ayrıca gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
        
Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti. Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini bildirdi.
        
Annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkati çeken Ertuğ, şöyle konuştu:
        
"Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir.
 
Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100’e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor. Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor."

13/7/2007

.

Beslenme yoluyla alınan lif ve posa, bağırsak -rektum kanser riskini yüzde 31 oranında düşürebiliyor.


 

Araştırmalara göre düşük posalı diyetlerle beslenenlerde kalın bağırsak kanseri, yüksek posalı diyetle beslenenlerden çok daha sık görülüyor. Lif - posasının kanser riskini önlemedeki etkisi, bağırsaktaki bakteri florasını değiştirerek zehirli maddelerin üremesini önleyerek ortaya çıkıyor. Bir diğer görevini de eğer üremiş zehirli maddeler varsa bunları da dışkı atım hızını artırarak bağırsak hücreleriyle temas sürelerini mümkün olduğu kadar kısaltarak gerçekleştiriyor.

Lif ve posanın etkisi özellikle meme kanserinde önem kazanıyor. Kanserli tümörlerin gelişmesinden sonra, östrojen seviyelerinin düşürülmesiyle bu tümörlerin yaklaşık üçte birinde gerileme olduğu bulunmuştur.

Meme kanseri riskini azaltmanın en etkili yöntemi, posa - lif alımının yükseltilmesi ve yağ alımının azaltılması şeklinde olabilir. Ancak, günlük alınacak lif - posa sınırsız değil. Günlük alınacak posanın bir miktarı olmalı. Çünkü, posa aynı zamanda bazı vitaminlerin emilimini azaltıyor, kalsiyum, çinko , demir gibi hayati minerallerin de emilimi engelliyor. Günlük diyet posası alımının ortalama 14 - 24 gram civarında olması öneriliyor. İşte en yüksek posa içeren besinlerin 100 gramlarında bulunan lif - posa miktarları...

Bazı besinlerdeki lif - posa miktarları

Yulaf ekmeği: 1 dilim (2 gram)
Mısır ekmeği: 1 dilim (4 gram)
Kırmızı ve yeşil mercimek: 1 Kâse Çorba (2 gram)
Barbunya: 1 porsiyon (26 gram)
Kestane: 7 adet (8 gram)
Badem: 1 avuç (4 gram)
Ceviz: 1 adet (1 gram)
Yerfıstığı: 1 avuç (3 gram)
Taze bezelye: 1 porsiyon (7 gram)
Yaprak sarma: 8 adet (11 gram)
Kabuklu elma, armut: 1 orta boy (7 gram)
Kuru kayısı: 2 adet (9 gram)
Kuru incir: 2 adet (7 gram)
Mantar: 100 gramında (3 gram)
Pırasa: 1 porsiyon (5 gram)
Havuç: 1 orta boy (3 gram)
Taze fasulye: 1 porsiyon (6 gram)
Ispanak: 1 porsiyon (5 gram)
Bamya: 1 porsiyon (5 gram)
Taze Soğan: 2 adet (1 gram)

7/7/2007

Kadınlara reçete: Ev işi yapın

.

Tıp dünyası ev hanımlarını sevindirecek bir tespiti konuşuyor; Ev işleri yapmak, kadınlarda yumurtalık kanseri riskini azaltabiliyor.


5 Temmuz 2007 Perşembe

Avustralyalı ve Çinli bilim adamlarının, Uluslararası Kanser dergisinde yayımlanan araştırmalarının sonucuna göre, toz almak ve elektrik makinesiyle evi süpürmek yumurtalık kanserinin önlenmesine yardımcı olabiliyor.

Avustralya'daki Curtin Üniversitesi'nden araştırma grubunun başkanı Colin Binns, 2 yıl boyunca 900 Çinli kadın üzerinde yapılan çalışmaları sonucunda, artan fiziksel faaliyetin yumurtalık kanseri riskini azalttığını gösterdiğini bildirdi.

Binns, ancak günde 3-4 saatlik ev işinin, tam anlamıyla bir egzersiz olacağını ve yumurtalık kanserinden korunmayı artıracağını belirtti.

Bu araştırmanın, egzersizin yumurtalık ve rahim kanserinin oluşmasının önlenmesine yardımcı olduğuna ilişkin önceki tartışmalı fikri desteklediğini kaydeden Binns, ''Nedeni, egzersiz yapmanın vücutta yağ oluşumunu engellemesi ya da bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olması olabilir'' dedi.

7/7/2007

Çocuğunuzu güneşten koruyun

.

7 yaşından küçük çocukların güneşin yaydığı ultraviyole ışınlarına uzun süre maruz kalması gelecek yıllarda kanser riskini artırıyor.


2 Temmuz 2007 Pazartesi

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilgün Bilen, son yıllarda cilt kanserinde artış kaydedildiğini, özellikle çocukların güneşin zararlı ışınlarından korunması gerektiğini vurguladı.
        
Güneş ışınlarının, kısa zamanda ortaya çıkan en önemli yan etkisinin güneş yanıkları, uzun zamanda ise deride kalınlaşma, erken yaşta deri kırışıklıkları, deri kanseri, gözde katarakt oluşumu ve bazı alerjik deri hastalıkları olduğunu ifade eden Bilen, güneşin yaydığı ultraviyole ışınlarından korunmanın son derece önemli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
        
"Ultraviyole ışınları deri kanserinin oluşumunda birinci faktördür. Yaptığımız bir araştırmada deri kanserlerinin yaşa paralel olarak baş ve boyun bölgesinde artış gösterdiğini tespit ettik. Deri kanseri olan kişilerin geçmişini incelendiğimizde bu kişilerin 7 yaşından önce güneş ışınlarına yoğun şekilde maruz kaldıklarını belirledik.

Bu nedenle özellikle 7 yaşından küçük çocuklar güneşten daha fazla korumalı, çocuklar güneş ışığının dik geldiği saatlerde güneş ışınlarına maruz kalmamalı. Çocuklar uzun süre güneş altında kalacaksa zararlı ışınların vücuttaki etkisini azaltmak için geniş kenarlı şapka, uzun kollu tişört ve pantolon giymeleri uygun olur."
        
Güneşten korunma bilinci

        
Doç. Dr. Nilgün Bilen, güneşten korunma bilincinin toplumda yerleşmeye başladığını, bilinçlenmeyle güneşin zararlı ışınlarından cildi koruyan kremlerin kullanımının da arttığını belirtti.
        
Kayak ve dağcılık sporuyla ilgilenenler, aşırı hassas ciltliler ile deri hastalıkları bulunanların güneş olmasa dahi söz konusu kremleri kullanmaları gerektiğini ifade eden Bilen, "Çünkü kum, kar, beton ve su, güneş ışınlarını cilde yansıtmaktadır. Piyasada pek çok güneş sayıda koruyucu ürün var. Hastalar, cilt tipleri ve ihtiyaçlarına en uygun güneş koruyucuyu seçmeli" diye konuştu.

7/7/2007

Zeytin yaprağındaki mucize

.
Zeytin yaprağından, kanser tedavisi ve kozmetikte kullanılan 'oleuropein’ adlı maddenin üretimine başlandı.

Balıkesir'in Edremit İlçesi'nde bir şirket zeytin yaprağından, kanser tedavisi ve kozmetikte kullanılan 'oleuropein’ adlı maddenin üretimine başladı. Doğal maddeyi, özel ayrıştırma yöntemiyle toz ve sıvı halde üretmeye başlayan şirket, ihracat hazırlıklarını sürdürürken, 10 ülkeyle temaslarda bulunduğu bildirildi.

Edremit'teki Kale Naturel Bitkisel Ürün Gıda Kozmetik ve Tarım Ürünleri Dış Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi birçok hastalığın tedavisinde kullanılan 'oleuropein’i tanıttı, şirketin yeni projelerini açıkladı. Üretim Müdürü Yüksek Biyolog Gülden Esen, zeytin yaprağının özü olan 'oleuropein’i üretmeye başladıklarını, 10'a yakın ülkedeki firmalarla ihracat görüşmesini sürdürdüklerini belirtti, bu projede amaçlarının Türk ilaç sanayinin köklü temellerini atmak olduğunu söyledi.

Ağacı 2 bin yıl yaşıyor

Zeytin ağacı binlerce yıldır pekçok kültür tarafından sihirli ve kutsal kabul ediliyor. Bunun en önemli nedeni 2 bin yıl gibi oldukça uzun bir yaşam süresinin olması. Üstelik zeytin ağacının uzun ömürlü olması için ekstra bir bakım gerekmiyor. O yüzden bu ağacın nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği yüzyıllardır merak ve araştırma konusu. Son yıllarda hız kazanan araştırmalara göre 101 madde ihtiva eden zeytin yaprağının içindeki en etken madde başlıca 'polifenolik antioksidan’lardan biri olan Oleuropein. Ve bu madde ağacı dış etkenlere karşı koruyor, hücre yenilemesi yapıyor, ortama uyum sağlamasına neden olarak salgılardan koruyor. Zeytin yaprağı ile ilgili çalışmalar hala devam etmekle birlikte Oleuropein maddesi bu özelliği ile insanlar için de oldukça faydalı ve sağlık, kozmetik başta olmak üzere birçok sektörde ara katkı maddesi olarak kullanılıyor.


Kaynak : Hürriyet

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı